Sokaktaki Hayat


Milyarlarca dolarlık bir sektör haline geldi startup dünyası. Özellikle 2014 yılının başından itibaren internet alanında milyar dolar değerine ulaşan şirket sayısı azımsanmayacak kadar fazla.
Bilgisayar başında, güzel ofislerde geçirilen saatler sonunda bir soruna üretilen çözüm sonrası elde edilen kârlar. Her şey iyi güzel hoş da sizce de bir eksiklik, sanallık veya yapaylık yok mu?
Bu arada üniversitede okuduğum bölüm bilgisayar mühendisliği ve yazılım yazmayı her ne kadar sevsem de bir türlü bu düşünceden kurtulamıyorum; sanallık. Peki ne demek istiyorum?
Somut olarak elle tutulamayan, koklanamayan, hissedilemeyen bir şey olarak tanımlıyorum sanallığı ben. Durum böyle olunca bir eksiklik hissediyor insan. Keşke o dünyanın içine girebilmenin bir yolu olsa da kodlara elimle dokunabilsem, gerçekten yaşayabilsem o kodları. Çünkü bir yazılımı yazarken yazılımcı o kodla beraber sanal bir dünyada yaşar, kodun nasıl tepki vereceğini bilir, nerede sinirleneceğini anlar ama dokunamaz. Garip bir his, ya bu düşünceyle yaşamayı öğrenirsin ya da hiç umursamazsın.
Ama sokağa çıkarsın ve bambaşka bir dünya vardır artık. İnsanlara dokunur, sorunlarını anlarsın. Mükemmel mimari yapıları görür ve onlara hayran kalırsın. Tavuk pilav yersin, bir tabakla doymaz bir daha yersin. Vapura binip derin düşüncelere dalarsın. Sokaklarda boş boş gezerken daha önce hiç gitmediğin yerlere gider, keşfeder, yorumlar, hisseder, hayal edersin.
İnternet de aynı bunlar gibidir, yalnızca biraz fark var. 9gag de sürekli aşağılara indikçe inersin. İnternette sörf yaparken bir siteden başkasına oradan hiç haberin bile olmayan değişik bambaşka bir siteye girersin. Başka insanların paylaştığı güzel fotoğraflara bakar, keşke ben de şu an orada olabilsem diye hayal kurarsın. Sosyal medya üzerinden yürütülen imza kampanyalarıyla ağaçların kesilmesini önlemeye çalışırsın. Bunlara rağmen yine de elle tutulur bir şey degil veya daha doğru kelimelerle masa başında bir bilgisayar karşısında geçirilen saatlerdir bunlar.
Uzun sözün kısası, sokağı alıp internete taşıyoruz ama bizi “gerçekten” ne kadar tatmin ediyor? Sokağı anlamadan daha ne kadar daha ilerleyebilir bilgisayar başında yapılan işler?
Bir ofise gidiyorsun ve sabahtan akşama kadar bilgisayar başında oturarak bir iş yapıyorsun. Ne için, kim için? Sokağa inip insanların sorunlarını dinliyor musunuz? Dinlediniz diyelim, ne kadarını anlıyorsunuz? Her şey yeni bir milyarder olmak için mi?
Estetik zevkimizi kaybediyoruz her geçen gün. Doğayı katlediyoruz. Bir mimar hiç mi sokağa inip bakmıyor eski yapılara? Bilgisayar başında çizim yapıyor. Bir yemek sitesi markette ürünlerin fiyatlarına bakıyor mu acaba? Hayır o tarif edilen yemeği yapabilmek için servet sahibi olmak gerekiyor da. Bir otel hakkında yorum yapılıyor ama kaç oteli sitenin sahibi geziyor ve yorumların doğruluğunu kontrol ediyor?
Şu anda hızla büyümeye devam ediyor yeni girişimlerin yarattığı sektör. Bu arada benim teknolojiyle de hiçbir derdim yok hatta çok severim teknolojiyi ama taklit ederek, her şey mükemmelmiş gibi gösterilerek, olmayan sorunlar yaratıp onlara çözüm sunarak daha ne kadar devam edebilir ki bu durum?
Sokaktaki gerçek sorunları görmezden gelip sanal olan bir kodla başka şeylere çözüm aramak bir yere kadar götürür. Peki ya sonra? Görmezden geldiğimiz sokaklarda ki o sorunlar çığ gibi büyüdüğünde onlar için de bir kod yazabilecek miyiz? O sorunları da beğenip veya altına yorum yapıp geçebilecek miyiz?
O yüzdendir ki;
Bence sürekliliği sağlayabilecek girişimler sokaktaki soruna çözüm bulabilenler olacak ki şu anda başarılı olan şirketler de bunu yapıyor (bence). Yoksa biz her şeyden sıkılan ve hızlı yaşamaya alıştırılan insanoğlu bir gün sıkılacak ve yenilerinin peşinden koşacağız.